Ünlü oyuncu Bekir Aksoy, Ankara’da başlayan hayat yolculuğunda tesadüf gibi görünen bir öneriyle tiyatroyla tanıştı ve Müşfik Kenter’le çalışarak sanat dünyasında kendine güçlü bir yol açtı. Oyunculuk kariyerinin yanı sıra farklı sektörlerdeki girişimleriyle de dikkat çeken Aksoy, başarının temelinde çalışkanlık, sebat ve kendine inanmanın olduğunu vurguluyor.
BUGÜN SİZİ SİZ YAPAN EN BELİRLEYİCİ DÖNÜM NOKTASI NEYDİ? O AN HAYATA VE LİDERLİĞE BAKIŞINIZI NASIL DEĞİŞTİRDİ?
Ankara’da doğdum. Aslında bir polis çocuğuyum; babam emniyet müdürüydü. O yıllarda futbol oynuyor, aynı zamanda üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Tiyatro ya da sanatla ilgili hiçbir fikrim ve birikimim yoktu. Bir tanıdığımız bana, “Sen tiyatroyu bir denesene, sanki sende bir yetenek var” dedi. Bunun üzerine “Acaba olabilir mi?” diye düşünerek çalışmaya başladım.
Hem Ankara’da hem de İstanbul’da sınavlara girdim. İki şehri de kazandım ama eğitimime İstanbul’da devam etmeye karar verdim. Benim için en önemli dönüm noktalarından biri Müşfik Kenter’le tanışmam oldu. Sonrasında Kenter Tiyatrosu’na gittim. Tabii öncesinde farklı tiyatrolarda da çalışmalarım oldu. Mezun olduktan sonra Kenter Tiyatrosu’na girdim ve Müşfik Kenter’le birlikte iki kişilik bir oyunda sahne aldım.
Bu süreç benim hem sanata, hem tiyatroya hem de oyunculuğa bakışımı tamamen değiştirdi. Aynı zamanda Mimarsinan Üniversitesi’nde eğitim aldığım için resim sanatı, mimari ve tasarım alanlarında da çok farklı kazanımlar elde ettim. Bu nedenle konservatuvar sürecinin ve sonrasında yaşadıklarımın hayatımda önemli bir dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim.
İŞ HAYATINDA SİZİ DİĞERLERİNDEN AYIRAN EN NET ÖZELLİĞİNİZ NEDİR? BU ÖZELLİĞİNİZLE YARINLARA NASIL BİR KATKI SUNDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Öncelikle hangi işi yaparsam yapayım, o işi gerçekten en detaylı şekilde anlayarak, bilerek, ilgilenerek ve bilgilenerek yürütmeye çalışırım. Çünkü önce ilgilenmek, sonrasında da bilgilenmek gerekir. O bilgi de, ilgilenmenin dozunu artırarak devam etmesini sağlar.
Bu nedenle beni diğerlerinden ayıran özelliğin, birçok farklı iş kolunu hızlı kavrayabilmek ve o alanlarda hızlı ilerleyebilmek olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar farklı alanlarda bulundum; eğlence sektöründe yer aldım, borsayla ilgilendim, finans sektöründe çalıştım. Sanat camiasında tiyatro ve sanat galerisi gibi alanlarla da ilgilendim.
Bence en belirgin özelliklerimden biri gerçekten çalışkan olmamdır. Sebat ederim ve bu anlamda hiçbir işten gocunmam. Özellikle iş dünyasında tamamen işe kanalize olurum. Aslında söylemek istediğim şey şu: İnsanlar çoğu zaman kolay yoldan para kazanmaya çalışırken, ben daha temkinli ilerlemeyi tercih ederim. Yavaş yavaş öğrenerek, bilgilenerek ve gerçekten ilgilenerek ilerlemeye çalışırım.
Elbette benim gibi düşünen birçok insan vardır. Ancak benim için en önemli şeyler samimiyet, dürüstlük ve sebat etmektir. Bunun da birçok kulvarda başarılı olmamı sağladığını düşünüyorum.
İş dünyasında önemli olan şeylerden biri de budur. Birçok insan sadece tek bir kulvarda ilerlerken, ben farklı alanlarda edindiğim mesleki birikimleri diğer sektörlere de yansıtmaya çalışıyorum. Sanırım en büyük farkım da birçok işi bir arada yapabilmek ve onları birleştirerek ilerleyebilmek.
KARİYERİNİZDE EN ZORLANDIĞINIZ DÖNEMİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE SİZİ AYAKTA TUTAN TEMEL GÜÇ NEYDİ? O SÜREÇTEN ÇIKARDIĞINIZ EN ÖNEMLİ DERS NEDİR?
Aslında televizyon, dizi, sinema ve tiyatro dünyası biraz farklı bir sektör. Çünkü bu alanda çok hızlı popüler olabilir, aynı hızla da o popülariteyi kaybedebilirsiniz. Bir anda çok hızlı ünlenip sonra ayaklarınızın yeniden yere bastığını ve bunun ne kadar geçici olduğunu görebilirsiniz.
Benim hayatımda hiçbir zaman çok keskin kırılmalar olmadı. Elbette inişler çıkışlar, grafikler oluyor ama hiçbir zaman tamamen dibe vurup oradan çıkmak zorunda kaldığım bir süreç yaşamadım. Ancak bizim mesleğimiz egoların da yoğun olduğu, biraz egosantrik bir yapıya sahip bir alan. Bu yüzden bazı işlerde, özellikle kabul etmediğim projeler nedeniyle, büyük firmaların benimle bir daha çalışmamak için diğer şirketlere baskı yaptığı durumlar da oldu. Bu sektörde bunlar zaman zaman yaşanabiliyor.
Ama o süreçlerde ayakta durabilmek, sabit ve stabil kalabilmek, moralinizi bozmadan kendinize inanarak yolunuza devam edebilmek çok önemli. Çünkü eğer gerçekten iyi bir şey yapıyorsanız ve doğru bir yolda ilerliyorsanız, hayat bunun karşılığını bir şekilde size veriyor.
Bu noktada şükretmek, sebat etmek, kendine inanmak ve kendini sürekli beslemek çok önemli. Ben şunu biliyordum: Eğer oyunculuk yapmasaydım mutlaka başka bir işle ilgilenirdim. Nitekim hayatımda farklı alanlarda girişimlerim oldu. Bir dönem solaryum üzerine bir şirketim vardı, finans alanında bir şirketim oldu, eğlence sektöründe bir meyhane ve bir bar işletmem oldu. Şu anda da bir sanat galerim var.
Bu işlerin hepsinin inişleri ve çıkışları olur. O grafik her zaman vardır. Ama önemli olan, o dip duygusunu yaşadığınızda bile şükrederek yolunuza devam edebilmek. Hatta o anlarda işinize daha çok sarılmak, yaptığınıza daha fazla inanmak gerekir.
Çevrenizde size inanan insanların olması da büyük bir güç kaynağıdır. Bu hem yaptığınız işe hem de size ciddi bir motivasyon sağlar. Bu yüzden bazen arkanızdan sizin iş yapmamanız için uğraşılsa bile ya da siz kendinizi o an hazır hissetmeseniz bile, yolunuza devam etmekten vazgeçmemek gerekir.
GELECEĞİN İŞ DÜNYASINDA KADINLARIN ROLÜNÜ NASIL ŞEKİLLENDİRECEĞİNE İNANIYORSUNUZ? KIZ ÇOCUKLARINA NASIL BİR MESAJ VERMEK İSTERSİNİZ?
Dördüncü soru gerçekten çok önemli bir soru. Çünkü özellikle televizyon sektöründe şu anda çok sayıda kadın çalışıyor. Hatta setlerde, yani dizilerde ya da sinema filmlerinde çalışan ekiplerin yaklaşık yüzde sekseni kadınlardan oluşuyor diyebilirim. Kadın yönetmenlerimiz var, kadın prodüksiyon amirleri var, kadın kameramanlar var, kadın kurgucular var.
Bu nedenle özellikle iş dünyasında kadınların Türkiye’de çok hızlı ilerlediğini ve yaptıkları işlerde çok kalıcı olduklarını düşünüyorum. Eskiden dünya daha çok erkek egemen bir yapı olarak görülürdü, ama artık bunun eskisi kadar geçerli olduğunu düşünmüyorum. Kadınlar arasında güçlü bir dayanışma var ve bu dayanışma başarıyı da bir şekilde körüklüyor.
Özellikle kız çocuklarımıza şunu söylemek isterim: Hiçbir zaman korkmasınlar ve çekinmesinler. Çünkü kadınlarımız gerçekten çok zeki, çok güçlü ve çok inançlı. Sadece yaptıkları işin analizini iyi yapmaları ve önlerinde bir engel olduğunu düşünmeden hareket etmeleri gerekiyor. Çünkü çoğu zaman insanlar hayatlarında engelleri kendileri koyuyor. Bu engelleri görmezden gelip kaldırdıklarında aslında önlerinde hiçbir engel olmadığını fark edecekler.
Bu nedenle kız çocuklarımızın büyüyüp iş hayatına atıldıklarında önlerinin çok açık olduğunu düşünüyorum. Artık kadınlar hangi meslek alanında olursa olsun en az erkekler kadar başarılı, hatta çoğu zaman onlardan daha da başarılı olabiliyorlar.
İYİLİK SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR? HAYATINIZDA SİZİ DERİNDEN ETKİLEYEN BİR İYİLİK ANI VAR MI?
Aslında şöyle bir şey var… Tam olarak kötülüğün olduğu demeyeyim ama kötünün daha çok talep gördüğü bir dünyada iyilik bir seçimdir. Bu seçimi yapmak ve iyiliği tercih etmek gerçekten çok önemli. Çünkü iyilik bulaşıcı bir şeydir. Birilerine iyilik yapmaya başladığınızda, o farkındalığı başkalarında da yaratıyorsunuz. Onlar da bir şekilde iyilik yapmak için kendilerini motive ediyor ya da bir süre sonra bu, hayatın akışı içinde doğal ve önemli bir davranış haline geliyor.
Bu yüzden iyiliği gerçekten yapmak çok değerli. Ben de mesleki anlamda birçok insanın hayatına dokunduğumu düşünüyorum. Çünkü yaptığınız işin kalibresi, kalitesi ve sosyal içerikli olması çok önemli. Yer aldığınız projelerin topluma zarar vermemesi, özellikle gençlere örnek olabilecek ve onların hayatlarında farkındalık yaratabilecek işler olması bizim için çok kıymetli.
Mesela “Çiçek Taksi” diye bir iş vardı. Aile düzenini, aile olmayı, dostluğu, arkadaşlığı ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu anlatan bir projeydi. Bir de “Doktorlar” dizisi vardı. O diziyi izleyen birçok genç, doktor olmaya ya da cerrah olmaya karar verdi. Bugün birçok hastanede çalışan, doçent olan ya da hâlâ eğitimine devam eden birçok genç var. Özellikle dizilerimizi izleyerek doktor olmaya karar veren ve bugün bunu gerçekleştiren pek çok insan olduğunu biliyorum.
Tabii mesleğim dışında da insanların hayatına dokunduğum anlar oldu. Mesela ben Nişantaşı’nda yaşıyorum. Bir gün bağımlı bir gençle karşılaştım. Oturduk konuşmaya başladık. Benden para istedi. Ben de “Tamam, sana bu parayı vereceğim ama bu bağımlılığından kurtulacaksın” dedim. Gerçekten oldukça yüklü bir miktar para istedi. Ben de “Bu parayı sana vereceğim ama bir daha karşıma çıktığında bu bağımlılığından kurtulmuş olacaksın” dedim. O da “Tamam abi, söz” dedi.
Çevremdeki insanlar bana “Şaka mı yapıyorsun? Bu çocuk buna alışmış, bırakmaz. Parana yazık olur” dediler. Ama ben yine de o parayı verdim ve gönderdim.
Aradan yaklaşık iki yıl geçti. Bir gün Taksim’de işim vardı. Dönerken biri arkamdan “Bekir abi, Bekir abi” diye seslendi. Dönüp baktım ama tanıyamadım. Çünkü karşımdaki kişi çok değişmişti. Önceden kilolu bir çocuktu ama şimdi fit, sağlıklı görünüyordu. Yanıma geldi ve “Bekir abi sana bir şey göstermek istiyorum, beni hatırladın mı?” dedi. Tanıyamadığımı söyledim. “Gel benimle” dedi ve beni Taksim’in çok merkezi bir yerindeki bir kafeye götürdü.
Orada bana şunu söyledi: “Abi, sen o gün bana o parayı verdikten sonra ben o parayı harcamadım. O parayla küçük küçük şeyler almaya başladım. Şu anda bu kafenin sahibiyim.” Bana verdiği inanç ve destek sayesinde bir meslek sahibi olduğunu, artık bir iş insanı olduğunu söyledi. Çok mutlu olmuştu. Hatta bana “Abi burada sana yemek ısmarlamak istiyorum” dedi. Ben de “Yok, sadece bir çayını içerim. O gün verdiğim paranın karşılığı bir çay olsun” dedim. Çayımı içtim ve çıktım.
İnsanların hayatlarına bir şekilde dokunuyoruz. Bizim mesleğimiz de zaten buna çok açık bir alan. Buna benzer birçok örnek verebilirim. Ama birilerine iyi gelmek, iyilik yapmak ve iyilik düşünmek gerçekten çok kıymetli.






