Cengiz Özdenoğlu: “Gerçek Liderlik Birlikte Değer Üretebilmektir”

 

Cengiz Özdenoğlu Ar-Ge Merkezi Danışmanlık A.Ş.’de kurucu ve Ar-Ge danışmanı Cengiz Özdenoğlu, liderliği bireysel başarıdan çok birlikte üretilen değerle tanımlıyor. Pandemi döneminde kurduğu şirketle zorlu bir girişim yolculuğu yaşayan Özdenoğlu’na göre sürdürülebilir başarı; güven, sabır ve güçlü insan ilişkileriyle mümkün.

 

BUGÜN SİZİ SİZ YAPAN EN BELİRLEYİCİ DÖNÜM NOKTASI NEYDİ? O AN, HAYATA VE LİDERLİĞE BAKIŞINIZI NASIL DEĞİŞTİRDİ?

Özel hayatımdaki en büyük dönüm noktam manevi anne ve babamı arka arkaya kaybettiğim dönem olmuştur. Annemi kaybettiğimde, Neşat Ertaş’ın Yolcu türküsündeki “Ana Hak’dır, sen bu sırra erdin mi?” sorusunun cevabını öğrendim. Babamı kaybettiğimde ise sadece babamı değil, liderimi de kaybettiğimin farkına vardım.

İş hayatımda ise beni en çok şekillendiren dönüm noktalarından biri, sorumluluğun gerçek anlamını fark ettiğim andı. İş hayatımın ilk yıllarında başarıyı daha çok bireysel performans ve hızlı sonuçlarla ölçüyordum. Ancak bir noktada, verdiğim kararların sadece beni değil, birlikte çalıştığım insanların hayatlarını, motivasyonlarını ve geleceklerini de etkilediğini çok net bir şekilde gördüm. O gün, liderliğin sadece hedeflere ulaşmak değil; insanlara güven vermek, onları geliştirmek ve birlikte değer üretmek olduğunu anladım.

O an benim için bir kırılma noktasıydı. Çünkü liderliğe bakışım kökten değişti. Artık mesele “ben neyi başardım?” değil, “biz birlikte neyi başardık?” sorusuna dönüşmüştü. Bir liderin en önemli görevinin yön göstermekten çok, insanların potansiyelini ortaya çıkaracak bir ortam yaratmak olduğuna inanmaya başladım.

Bu farkındalık, hayata bakışımı da değiştirdi. Sabırlı olmayı, dinlemeyi ve farklı bakış açılarını gerçekten anlamayı öğrendim. Liderliğin güç göstermek değil, sorumluluk almak ve güven inşa etmek olduğunu kavradım.

Bugün geriye dönüp baktığımda, o farkındalık anının beni daha bilinçli, daha kapsayıcı ve daha uzun vadeli düşünen bir lider haline getirdiğini görüyorum. Ve hâlâ her gün kendime aynı soruyu soruyorum: “Bugün birlikte değer üretmek için neyi daha iyi yapabilirim?”

İŞ HAYATINDA SİZİ DİĞERLERİNDEN AYIRAN EN NET ÖZELLİĞİNİZ NEDİR? BU ÖZELLİĞİNİZLE YARINLARA NASIL BİR KATKI SUNDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Beni iş hayatında diğerlerinden ayıran en net özelliğimin, büyük resmi görürken aynı zamanda insan odağını kaybetmemek olduğunu düşünüyorum. Strateji üretmek, fırsatları doğru zamanda görmek ve uzun vadeli düşünmek elbette önemli; ancak benim için asıl fark yaratan şey, tüm bunları güçlü bir ekip kültürüyle birlikte hayata geçirebilmek. Kadın da bir ekibin olmazsa olmazıdır.

Her zaman şuna inandım: sürdürülebilir başarı tek başına elde edilen bir sonuç değildir. Gerçek başarı, insanların potansiyelini ortaya çıkarabildiğiniz, birlikte öğrenen ve birlikte büyüyen yapılar kurabildiğiniz zaman ortaya çıkar. Bu nedenle karar alırken yalnızca bugünü değil, yarını da düşünmeye; yalnızca sonuçları değil, o sonuçları üreten insanları da güçlendirmeye odaklanırım.

Yarınlara katkımın da tam olarak burada olduğunu düşünüyorum. Eğer güçlü kurumlar, gelişen ekipler ve öğrenmeye açık bir kültür oluşturabiliyorsak, bu sadece bugünün değil geleceğin de temelini oluşturur. Benim için liderlik; kalıcı değer üretmek, insanlara güven vermek ve onların da kendi potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir zemin hazırlamak demektir.

Bu yaklaşımın, hem iş dünyasında hem de toplumda daha sürdürülebilir, daha dayanıklı ve daha umut veren bir gelecek inşa etmeye katkı sunduğuna inanıyorum.

KARİYERİNİZDE EN ZORLANDIĞINIZ DÖNEMİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE, SİZİ AYAKTA TUTAN TEMEL GÜÇ NEYDİ? O SÜREÇTEN ÇIKARDIĞINIZ EN ÖNEMLİ DERS NEDİR?

Kariyerimde en zorlandığım dönem, yeni şirketimi pandeminin en belirsiz zamanlarında kurduğum dönemdi. Her şeyin durma noktasına geldiği, insanların geleceği öngörmekte zorlandığı bir ortamda bir şirket kurmak ve özellikle ilk müşterileri bulmak gerçekten kolay değildi. Belirsizlik çok yüksekti ve birçok kapı ilk etapta beklediğim kadar hızlı açılmadı.

O süreçte beni ayakta tutan en önemli güç sabırlı olmak, planlı ilerlemek ve insan ilişkilerine her zamankinden daha fazla odaklanmak oldu. Kısa vadeli hayal kırıklıklarına takılmak yerine uzun vadeli hedefime odaklanmayı seçtim. Her görüşmeyi bir fırsat olarak gördüm, ilişkileri sadece ticari bir bağ olarak değil, güvene dayalı bir yol arkadaşlığı olarak kurmaya çalıştım.

Zamanla şunu çok net gördüm: Zor dönemlerde en büyük sermaye güven, itibar ve insan ilişkileri oluyor. Eğer insanlar sizin yaklaşımınıza, niyetinize ve çalışma disiplininize inanıyorsa, işler yavaş ilerlese bile mutlaka bir noktada karşılığını buluyor.

Bu süreçten çıkardığım en önemli ders ise şu oldu: En zor zamanlarda bile sabırla, planlı bir şekilde ilerleyip insan odaklı kalabilirseniz, krizler aynı zamanda yeni başlangıçların da kapısını aralayabiliyor. Bugün geriye dönüp baktığımda, o zor dönemlerin beni daha dirençli, daha gerçekçi ve daha güçlü bir girişimci haline getirdiğini görüyorum.

KADINLARIN SİZE KATTIĞI EN BÜYÜK GÜÇ NEDİR? GELECEĞİN İŞ DÜNYASINDA KADINLARIN ROLÜNÜ NASIL ŞEKİLLENDİRECEĞİNE İNANIYORSUNUZ? KIZ ÇOCUKLARINA NASIL BİR MESAJ VERMEK İSTERSİNİZ?

Kadınların hayatıma ve iş dünyasındaki yolculuğuma kattığı en büyük gücün, farklı bakış açılarıyla düşünme biçimimi zenginleştirmeleri olduğunu düşünüyorum. Kadınların empati gücü, detaylara gösterdiği özen, aynı anda birçok süreci yönetebilme becerisi ve zorluklar karşısındaki dayanıklılığı, ekiplerin ve kurumların çok daha dengeli ve güçlü olmasını sağlıyor. Benim için kadınların varlığı yalnızca çeşitlilik değil; aynı zamanda daha sağduyulu, daha kapsayıcı ve daha sürdürülebilir kararlar alınabilmesi anlamına geliyor.

Geleceğin iş dünyasında kadınların rolünün çok daha belirleyici olacağına inanıyorum. Çünkü yeni dünya; iş birliğini, duygusal zekâyı, iletişimi ve çok yönlü düşünmeyi her zamankinden daha fazla ön plana çıkarıyor. Bu özellikler, güçlü kadın liderlerin iş dünyasında daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacak ve kurumların dönüşümünü hızlandıracaktır.

Kız çocuklarına vermek istediğim en önemli mesaj ise şu: Kendinize inanmayı asla bırakmayın. Merak etmekten, öğrenmekten ve soru sormaktan vazgeçmeyin. Dünyayı değiştiren her fikir, birinin “neden olmasın?” diye sormasıyla başlar. Hayallerinizin peşinden giderken karşınıza zorluklar çıkabilir ama azim, çalışkanlık ve kendinize duyduğunuz güven sizi mutlaka hedeflerinize yaklaştıracaktır.

Ben inanıyorum ki güçlü, eğitimli ve özgüveni yüksek kız çocukları büyüdükçe sadece kendi hayatlarını değil, toplumun ve iş dünyasının geleceğini de daha adil, daha yaratıcı ve daha umut dolu bir yere taşıyacaklar. TAMEV kız çocuklarımıza verdiği destekle yarınlarımızı şekillendiriyor.

İYİLİK SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR?

Benim için iyilik, sadece o an yapılan küçük bir yardım değil; bir insanın hayatında gerçek bir fark yaratabilmek, hatta mümkünse bir dönüm noktası oluşturabilmektir. Bazen doğru zamanda söylenen bir söz, açılan bir kapı ya da verilen bir fırsat, bir insanın hayatının yönünü tamamen değiştirebilir. Bu inançla TAMEV’in kurucularından biri oldum.

Bu yüzden iyiliği her zaman daha derin bir sorumluluk olarak görüyorum. Birine gerçekten destek olmak; onun potansiyeline inanmak, ona güven vermek ve kendi yolunu bulabilmesi için yanında durabilmektir. Eğer yaptığınız bir dokunuş, bir insanın kendine olan inancını artırıyorsa ve hayatında yeni bir sayfa açmasına vesile oluyorsa, bence iyiliğin en gerçek karşılığı da budur.

Hayat bana şunu öğretti: Hepimizin hayatında bizi cesaretlendiren, bize inanan ve bir kapı açan insanlar oluyor. Ben de imkân bulduğum her noktada bir başkasının yolunda o küçük ama anlamlı dönüm noktalarından biri olabilmeyi çok değerli buluyorum. Çünkü bazen tek bir destek, bir insanın sadece bugününü değil, tüm geleceğini değiştirebilir.

Sözlerimi “İyi ki varsın TAMEV” diyerek bitiriyorum.