İç Konuşmanın İnsan Üzerindeki Olumlu Gücü

Hayatın en uzun sohbeti, başkalarıyla yaptığımız konuşmalar değil, kendi zihnimizde sürüp giden sessiz diyaloglardır. Sabah gözlerimizi açtığımız ilk andan gece uykuya dalana kadar, hatta çoğu zaman farkına bile varmadan, kendimizle konuşuruz. “Yine geç kaldın”, “Bu işi beceremeyeceksin”, “Kimse seni anlamıyor” … Ya da tam tersi: “Daha önce de başarmıştın”, “Bir adım daha at”, “Bugün daha iyi olacak.” Günün nasıl geçeceğini çoğu zaman bu görünmez konuşmalar belirler.

İnsan, çoğu zaman hayatını dış koşulların yönettiğini düşünür. Oysa aynı zorluklarla karşılaşan iki kişinin bambaşka sonuçlar elde etmesinin nedeni, yaşadıkları olaylardan çok o olayları nasıl yorumladıklarıdır. Çünkü insanın kendisiyle konuşma biçimi, davranışlarının görünmeyen pusulasıdır.

Zihnimiz, sürekli tekrar edilen cümlelere zamanla inanmaya başlar. “Yetersizim”, “Başaramam”, “Benden bir şey olmaz” gibi ifadeler, yalnızca bir düşünce olmaktan çıkar; kişinin kendisiyle ilgili inancına dönüşür. Böylece insan gerçekten yapamayacağı için değil, yapamayacağına inandığı için denemekten vazgeçer.

Olumsuz iç konuşmanın en büyük zararı da budur. Sürekli eleştirilen bir zihin, kendisini korumaya çalışır. Risk almaktan kaçınır, yeni başlangıçları erteler, hata yapmamak için hareketsiz kalmayı seçer. Bugün sıkça söz edilen erteleme alışkanlığının temelinde çoğu zaman tembellik değil, başarısız olma korkusu vardır. “Ya yapamazsam?” sorusu, çoğu hayalin daha başlamadan rafa kaldırılmasına neden olur.

Oysa aynı zihin, farklı cümlelerle bambaşka bir yöne gidebilir. “Kolay olmayacak ama deneyebilirim”, “Hata yaparsam öğrenirim” ya da “Henüz başaramadım” gibi ifadeler, sorunları ortadan kaldırmaz; fakat beyni tehdit algısından çıkarıp çözüm üretmeye yönlendirir. Psikoloji alanındaki araştırmalar da kişinin kendisine daha destekleyici ve gerçekçi bir dille konuşmasının stresi azalttığını, karar verme becerisini ve performansını artırdığını gösteriyor. Hatta kendine “sen” diye hitap eden ya da ismiyle seslenen kişilerin, zor görevlerde daha sakin kalabildiği belirtiliyor. Sanki insanın içinde onu yargılayan değil, yol gösteren bir koç konuşuyormuş gibi.

Günün herhangi bir anında durup kendimize sadece şu soruyu sormamız bile önemli bir adımdır: “Şu anda kendime ne söylüyorum?” Çünkü fark edilmeyen düşünceler bizi yönetir, fark edilen düşünceler ise değiştirilebilir. Sonraki adım, bu düşünceleri sorgulamaktır. “Bu gerçekten doğru mu?”, “Elimde bunun kanıtı var mı?” ya da “Aynı durumda en yakın arkadaşıma da bunları söyler miydim?” Çoğu zaman cevabın hayır olduğunu görürüz. Çünkü başkalarına gösterdiğimiz anlayışı, çoğu zaman kendimizden esirgeriz.

Elbette yapıcı iç konuşma, her zaman olumlu düşünmek ya da yaşanan zorlukları inkâr etmek değildir. Hayat bazen gerçekten zordur. İnsan hata yapar, üzülür, yorulur. Önemli olan, böyle zamanlarda kendimize nasıl davrandığımızdır. “Berbatım” demek yerine “Şu an zorlanıyorum”, “Asla başaramam” yerine “Henüz başaramadım” diyebilmek hem daha gerçekçidir hem de insanın yeniden ayağa kalkmasını kolaylaştırır.İç konuşmanın etkisi yalnızca başarıyla sınırlı değildir. Kendine sürekli acımasız davranan biri, çoğu zaman çevresine de aynı sertliği yansıtır. Buna karşılık kendine şefkat gösterebilen insanlar, hem başkalarına karşı daha anlayışlı olur hem de hayata karşı daha dirençli durabilir. Çünkü insanın en çok desteğe ihtiyaç duyduğu anlarda yanında olması gereken ilk kişi yine kendisidir.

Belki de bu yüzden büyük değişimler, dışarıdaki koşullardan önce içeride başlar. Yeni bir iş, yeni bir şehir ya da yeni hedefler elbette önemlidir; ancak insan kendi zihniyle kurduğu ilişkiyi değiştirmedikçe, dışarıdaki yenilikler çoğu zaman kalıcı bir dönüşüm sağlayamaz. Nereye gidersek gidelim, iç sesimizi de yanımızda götürürüz.

Bugün birkaç dakika kendinizi dinleyin. İçinizde konuşan o ses size cesaret mi veriyor, yoksa sizi yıllardır aynı korkuların içinde mi tutuyor? Eğer cevabınız ikincisiyse, belki de yeni bir konuşma başlatmanın zamanı gelmiştir. Çünkü insanın hayatını değiştiren en büyük adımlar, çoğu zaman kendisine söylediği küçük ama samimi cümlelerle başlar.

Sevgilerimle…

Remziye Özpolat

Kariyer Gelişim Uzmanı