Genç Avukat Berfin Naz Mutlu, liderliği yalnızca başarıya ulaşmak değil; ilkelere bağlı kalarak başkalarına da alan açabilmek olarak tanımlıyor.
BUGÜN SİZİ SİZ YAPAN EN BELİRLEYİCİ DÖNÜM NOKTASI NEYDİ? O AN, HAYATA VE LİDERLİĞE BAKIŞINIZI NASIL DEĞİŞTİRDİ?
Birçok haksız tutuma rağmen, inandığınız değerleri ve mesleki etik kurallarınıza sıkı sıkıya bağlı kalmanızın, görülmeyen yerlerde bile maddi menfaatlere değişmeyecek değer yargılarınızın, karakter özelliklerinizin olmasının ne denli önemli olduğunu fark ettim. Bu fark ediş, hayata ve liderliğe bakışımı keskinleştirdi. Çünkü liderlik benim için, zor zamanlarda kendi ilkelerinden vazgeçmeden ayakta kalabilmek oldu. En çok da kimse alkışlamazken doğruyu yapabilmek.
Ben sessizce başarmanın değerini inkâr etmiyorum ancak şunu da çok iyi biliyorum ki emek sessiz olabilir ama görünmez olmak zorunda asla değildir. Bu yüzden ben liderliği, yalnızca yönetmek ya da yön vermek olarak değil; bir ‘etik’ olarak görüyorum. İşi büyütürken insanı küçültmemek. Başarı basamaklarını tırmanırken omurgayı eğmemek. Zorlandığında daha sertleşmek yerine daha netleşmek ve her fırsatta, arkadan gelen kadınlara ‘burada yer var ’diyebilmek. Çünkü gerçek liderlik, tek başına zirveye çıkmak değil; o zirvenin kapısını başkaları için de aralık bırakmaktır.
Benim için liderliğin ölçüsü, kaç kişiye ilham verdiğinden önce, kaç kişinin umutsuz ve çıkmazda hissettiği zamanlarda yoluna fener olabildiğin ve o yolu kolaylaştırabildiğindir.
Mesleğimle alakalı çok sevdiğim ve mesleğime bakış açımı da açıklayan bir söz var: ‘’Sesteki nefes avukattır, avukatın sesi kesilirse yurttaşın nefesi kesilir’’
Bu cümle mesleğime yüklediğim sorumluluk bilincini ve disiplini yeterince izah ediyor diye düşünüyorum. Ben bu idealizm ile mesleğimi icra ediyorum yargının ayakta kalması, sadece mahkeme salonlarının varlığıyla değil; o salonlara taşınan emeğin, ilkenin ve vicdanın sürekliliğiyle mümkün. Avukat, yurttaşın nefesiyse; o nefesi diri tutan şey, dosyaya gösterilen özen kadar mesleğe gösterilen saygıdır. Benim için bu, yalnızca iyi hukuk üretmek değil; aynı zamanda hukukun itibarını her gün yeniden inşa etmektir. Bu yüzden “yüksek standart” benim için bir kariyer tercihi değil, kamusal bir sorumluluk. Özellikle bugün, hukuka güvenin sarsıldığı bir iklimde; bir avukatın ciddiyeti, disiplini ve doğruluğu, yurttaşın adaletle bağını koparmayan şeylerden biri. Kadınlar açısından da bu çok belirleyici. Kadınlar çoğu zaman yalnızca işi yapmakla kalmıyor, aynı zamanda “orada olma haklarını” da ispat etmeye zorlanıyor. Ben bu baskıya şu yerden karşılık veriyorum: İşin kalitesi konuşsun. Çünkü standart yükseldikçe, tartışma “sen kimsin” den “ne üretiyorsun”a döner; bu da kadınlara sadece görünürlük değil, gerçek bir alan açar.
Bir de şuna inanıyorum; liderlik, tek başına parlamak değil; cesareti bulaştırmaktır. Mesleğini ilkeyle yapan bir kadın, çevresine şunu gösterir: “Bu düzende de omurgayla yürünebilir.” Benim derdim başarıyı yalnızca bireysel bir hikâye olarak anlatmak değil, bu hikâyeyi bir dayanışma zeminine çevirmek. Bir genç kadın “Ben de bu meslekte var olabilirim” diyorsa, bu benim için en güçlü geri bildirimdir. Çünkü gerçek katkı, bir kişinin yükselmesi değil, daha çok kadının yükselmesinin normalleşmesidir.
Kariyerinizde en zorlandığınız dönemi düşündüğünüzde, sizi ayakta tutan temel güç neydi? O süreçten çıkardığınız en önemli ders nedir?
Zorlandığım dönemlerde beni ayakta tutan temel güç, kendime verdiğim söz oldu: ‘’Emeğimin ve başarımın yok sayılmasına asla izin vermeyeceğim.’’ Çünkü zor zamanlarda insanı tüketen sadece iş yükü değil; haksızlık duygusu ve hadsizlik. Ben o anlarda kendime şunu hatırlattım: Emeğimi kimseye emanet etmeyeceğim.
Kadın olmanın size kattığı en büyük güç nedir? Geleceğin iş dünyasında kadınların rolünü nasıl şekillendireceğine inanıyorsunuz? Kız çocuklarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Kadın olmanın bana kattığı en büyük güç, hayatı “gerçek” haliyle görebilmektir. Emeğin nasıl görünmezleştirildiğini, kadınların nasıl küçültülmeye çalışıldığını ve buna rağmen kadınların nasıl ayakta kaldığını bilmek kesinlikle çok büyük bir güçtür. Kadınlar çoğu zaman aynı anda hem üretmek hem mücadele etmek hem de kendini yeniden inşa etmek zorunda kalıyor. Ben bu yükü romantizme etmiyorum; ama şunu çok net biliyorum ki bu deneyim, insana sezgi, dayanıklılık ve yüksek bir adalet duygusu kazandırıyor.
Geleceğin iş dünyasında kadınların rolünün de yalnızca sayısal olarak artmak olmadığını düşünüyorum; kadınlar işi de kültürü de dönüştürecek. Şöyle ki şeffaf ücret, liyakat, güvenli çalışma ortamı, emeğinin adil paylaşımı, sınırların ve saygının kurumsallaşması ve birçok alanda ciddi katkılar olacağına inanmaktayım
Bu bağlamda kız çocuklarına mesajım: Kendinizi kanıtlamak için değil, kendiniz olmak için çalışın. Ben tüm eğitim hayatımı tam burslu olarak okuyarak geçirdim, hayatım boyunca “hakkımla” var olmaya tutundum. Siz de tutunun. Birilerine sunacağınız bir network çevreniz olmayabilir ama sizin aklınız, emeğiniz ve omurganız var. Ve omurga dikse, insan eninde sonunda görünür olur. En önemlisi de görünür olduğunuzda yalnız kalmak zorunda değilsiniz.
İYİLİK SİZİN İÇİN NE İFADE EDİYOR? HAYATINIZDA SİZİ DERİNDEN ETKİLEYEN BİR İYİLİK ANI YA DA BAŞKASININ HAYATINA DOKUNDUĞUNUZ BİR AN VAR MI?
İyilik benim için sadece bir duygu değil; daha çok bir duruş ve bir eylem biçimi. Bazen birine “ben buradayım” demek kadar basit bir şeydir, bazen gerçekten bir kapı açmaktır; ama çoğu zaman da haksızlığı normalleştirmemektir. Çünkü insan, bilerek ya da bilmeden, dolaylı ya da doğrudan, tam da o anda bir iyiliğin parçası olur: Susmamakla, doğruyu tutmakla, birini yalnız bırakmamakla. O yüzden iyilik bazen bir burs olur, bazen tek bir cümle, bazen de bir çocuğun ilk kez “ben yapabilirim” demesine alan açmaktır.
Benim hayatımda en derin ve kalıcı iyilik ise ailemin bana bıraktığı değerlerde saklı. “Doğru bildiğini savun, haksızlığa razı olma, karakterinden vazgeçme” gibi cümleler, kulağa öğüt gibi gelebilir; ama ben büyürken bunların bir hayat pratiği olduğunu gördüm. Onur ve çalışma ahlakı, insanın bütün hayatını taşıyan bir pusulaya dönüşür. Benim pusulam da bu oldu; zorlandığım her dönemde dönüp baktığım yer orasıydı. Başkalarının hayatına dokunduğumu en çok eğitim alanında hissediyorum. Üniversite yıllarımda ders verdiğim öğrencilerin hedeflerine ulaşmasını görmek bunu ilk kez güçlü biçimde hissettirmişti; bugün ise TAMEV’ in “Kızlar Okusun” projesinde bursiyerlerle buluştuğumda aynı duyguyu yeniden yaşıyorum. Onlara bir “abla” gibi yaklaşmak “yalnız değilsin” cümlesini gerçekten hissettirebilmek… Çünkü hayat bazen tam da bu cümleyle değişiyor. Dayanışma varsa yol oluyor; bir kız çocuğunun önüne bir kapı açıldığında da sadece onun hayatı değil, geleceğimizin yönü de değişiyor.






