Bankacılık sektöründe uzun yıllar yöneticilik yapan Berna Şahin, liderliğin yalnızca bir ünvan değil; cesaret, sağduyu ve insanı anlayabilme becerisi olduğunu vurguluyor. Erkek egemen çalışma ortamlarında sorumluluk almaktan geri durmayan şahin, disiplinle insani değerleri bir arada tutan yaklaşımıyla güçlü çalışma kültürlerinin ancak güven, dayanışma ve ortak vizyonla inşa edilebileceğini söylüyor. Ona göre yarınları yazan kadınlar, sadece başarı hikâyeleriyle değil; dokundukları hayatlarla kalıcı bir iz bırakıyor.
Bugün sizi siz yapan en belirleyici dönüm noktası neydi? O an hayata ve liderliğe bakışınızı nasıl değiştirdi?
Hayatımın en belirleyici dönüm noktası, sorumluluk almaktan kaçmadığım ve ilk defa yüksek sesle “ben yapabilirim” demeyi seçtiğim andı diyebilirim. Erkek ağırlıklı ortamlarda yönetim sorumluluğunu üstlenen her kadın gibi ben de liderlik kavramına dair oldukça sınırlı bir bakış açısıyla başladım.
Sonrasında hem kendi gözlemlerim hem de hemcinslerimin deneyimleri sayesinde liderlik dediğimiz şeyin bir ünvandan çok daha fazlası olduğunu öğrendim. Bu nedenle liderlik benim için cesaret, sağduyu ve liyakat sahibi olmak anlamına geliyor. İnsanları yönetmekten çok onları anlamak, motive etmek ve birlikte büyümeye çalışmak benim liderlik anlayışımın temelini oluşturuyor.
İş hayatında sizi diğerlerinden ayıran en net özelliğiniz nedir? Bu özelliğinizle yarınlara nasıl bir katkı sunduğunuzu düşünüyorsunuz?
Disiplin ve sağduyuyu bir arada yürütebiliyor olmam beni diğerlerinden ayıran en net özellik olabilir. İnsanlarla kıdem ya da emir zincirinden daha derin ve anlamlı ilişkiler kurabiliyor olmak meslektaşlarım arasında her zaman rastlanan bir şey değil. Bu özelliğimin bana özgün ve güvenilir bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum.
KARAR ALIRKEN HEM VERİYE HEM DE İNSANA BAKARIM.
Akranlarımın yetileri ve duygularını bir arada değerlendiririm. Verimlilik adına maneviyattan ödün verilmesi gerektiğine hiçbir zaman inanmadım. Tam aksine, uğruna emek harcadığımız şeyin altında yatan umut, beklenti ve mutluluğun farkına vardığımız zaman işimizi layıkıyla yapabildiğimizi düşünüyorum.
Bu yaklaşımın yarınlara katkısı ise daha sürdürülebilir, daha insani ve daha kapsayıcı bir çalışma kültürü oluşturmak olacaktır. Güçlü yarınlar için disiplin gerekir, disiplin için süreklilik gerekir, süreklilik için de ortak bir vizyon gerekir. Bu etkileşimin tohumları ise ancak insanlarla kurulan güçlü ilişkilerle atılabilir.
Kariyerinizde en zorlandığınız dönemi düşündüğünüzde sizi ayakta tutan temel güç neydi? O süreçten çıkardığınız en önemli ders nedir?
En zorlandığım dönemlerde beni ayakta tutan en temel güç, vazgeçmemeyi bir karakter meselesi haline getirmiş olmamdı. Bu azim gücünü hırs ya da hasetten değil; inanç ve istikrardan alan bir güçtü. Bir adım daha atmak, bir kez daha denemek için motivasyona ihtiyaç duyduğumda içimde yeniden ortaya çıkan bir güç.
Elbette cesaretimin kırıldığı, iş hayatımda haksızlıklarla karşılaştığım ya da kendimi yetersiz hissettiğim anlar oldu. Ancak süreç beni elemeden önce kendimi elememekte direndiğim için hayallerimin ya da imkanlarımın ötesinde başarılar elde ettiğim anlar da oldu. Ve bunların her biri benim için son derece kıymetli deneyimlerdi.
UNUTMAMALIYIZ Kİ KRİZLER KARŞISINDA GÖSTERDİĞİMİZ SABIR VE İSTİKRAR SAYESİNDE OLMAK İSTEDİĞİMİZ KİŞİYE BİR ADIM DAHA YAKLAŞIRIZ.
Kadın olmanın size kattığı en büyük güç nedir? Geleceğin iş dünyasında kadınların rolünü nasıl şekillendireceğine inanıyorsunuz? Kız çocuklarına mesajınız nedir?
Kadın olmanın bana kattığı en büyük güç, aynı anda hem güçlü hem de şefkatli olabilme yeteneği. Hayatın her alanında, her sektöründe, her köşesinde varız ve her geçen gün bu dünyayı daha güzel ve daha adaletli bir yere dönüştürmek için var gücümüzle çalışıyoruz.
Kadınların sezgileri, çok yönlü düşünme becerileri ve dayanıklılıklarıyla geleceğin iş dünyasını daha dengeli ve daha vicdanlı bir biçimde şekillendirmeye devam edeceğine hiç şüphem yok.
İşim sayesinde birçok kadının hikâyesini dinleme fırsatım oldu. Farklı evlerden, farklı hayatlardan, farklı süreçlerden geçen ve her biri birbirinden güçlü binlerce kadın… Bizi birleştiren en önemli şeyin hayata ve sevdiklerimize duyduğumuz sadakat ve sevgi olduğunu gördüm.
Kız çocuklarına mesajım çok net: Eğitim sizin en büyük özgürlüğünüzdür. Kendinize yatırım yapın, her ne kadar ulaşılmaz görünse de hayal kurmaktan vazgeçmeyin ve en önemlisi kimsenin potansiyelinize sınır koymasına izin vermeyin.
Eğitimin yalnızca nicelik ya da başarıyla ölçülmediğini de unutmamak gerekir. Bir insanın umutları, idealleri, yaşam biçimi ve çevresiyle kurduğu ilişkiler de onun eğitimine dair çok şey anlatır. Kendinizi geliştirme yolunda birbirinizin elinden tutun. Çünkü kendimizi en özgün halimizle ifade ettiğimiz anlar; acılarımızı, mutluluklarımızı ve hayallerimizi paylaştığımız, dayanışma içinde olduğumuz zamanlardır.
İYİLİK BENİM İÇİN GÖRÜNMEDEN YAPILAN, KARŞILIK BEKLEMEYEN BİR GÜÇTÜR.
İyilik sizin için ne ifade ediyor? Hayatınızda sizi derinden etkileyen bir iyilik anı var mı?
İyilik benim için görünmeden yapılan, karşılık beklemeyen bir güçtür. Hayatımda yaşlıları ziyaret ettiğim ve onların hikâyelerini dinlediğim bir gün, iyiliğin aslında “zaman ayırmak” olduğunu anladım. Bazen birinin hayatına dokunmak büyük projelerle değil; içten bir dinleyişle mümkün oluyor.
İyilik çoğaldıkça güçlenir. Ve inanıyorum ki dünyayı değiştiren şey büyük adımlar değil; küçük ama samimi dokunuşlardır.
İşte bu noktada üyesi bulunduğum TAMEV derneği, ortaya koyduğu dayanışma ruhu ile sadece bugünü değil yarını da inşa etmektedir. Daha fazla gönüllere dokunmak dileğiyle…






